26 yıl önce, 5 Haziran 2000 tarihinde İstanbul’un Şişli ilçesinde boğazı kesilerek hayatını kaybeden 15 yaşındaki Çağla Tuğaltay cinayetinde yeni bir gelişme kaydedildi. Uzun yıllardır çözülemeyen bu dosyada, ilk kez kapsamlı bir keşif çalışması gerçekleştirildi. Soruşturma ekibi, olay yerinde temizlenmiş kan izlerini tespit edebilme yeteneğine sahip “luminol” tekniğini kullanarak inceleme yaptı.
Hürriyet gazetesi muhabiri Fulya Soybaş’ın aktardığı habere göre, Çağla’nın cinayetinin işlendiği ev ve çevresinde yapılan keşif yaklaşık 8 saat sürdü. Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan, geçmişte alınan delillerin tamamen yok olmayabileceğini belirterek, “Yıllar geçse bile delil mevcutsa, suçlu bulunabilir” ifadelerini kullandı.
2013 yılında, cinayet sonrası hazırlanan ilk kriminal raporlarda tırnak altında DNA izine rastlanmadığı bildirilmişti. Ancak, dosyanın yeniden incelendiği dönemde, Çağla’nın sol el tırnaklarında ve şortunda bir erkeğe ait doku örneklerinin bulunduğu belirlendi. Ayrıca, evde üç farklı kişinin parmak izleri ve bina girişinde kan lekesine rastlandığı bildirildi. Prof. Dr. Alkan, 2000 yılında DNA teknolojisinin bugünkü düzeyde gelişmediğini vurgulayarak, “O dönemdeki biyolojik örneklerden doğru profil çıkarmak genellikle mümkün olmuyordu” dedi.
Bu dosya üzerinde yıllar içinde 9 savcı ve yüzlerce polis memuru görev aldı. İki kez özel ekipler kuruldu ancak henüz herhangi bir eşleşme sağlanamadı. DNA örnekleri Interpol veri tabanına da gönderildi, fakat sonuç alınamadı.
Prof. Dr. Alkan, luminol tekniğinin faili meçhul dosyalar için büyük bir önem taşıdığını belirtti. Karanlık bir ortamda özel kimyasalın püskürtülmesiyle uygulanan bu yöntem, temizlenmiş kan izlerini bile mavi-beyaz ışık altında görünür hale getirebiliyor. Alkan, “Milyonda bir oranında kan kalmış olsa bile tespit edebiliriz” dedi. Uzmanlar, zamanla temizlenmiş alanlarda dahi biyolojik izlerin kalabileceğini düşünüyor. Bu nedenle, eski dava dosyalarının yeni teknolojilerle incelenmesi, soruşturmalarda kritik bir rol oynayabiliyor.